Seyyidüddîn Ali el-Halvetî, küçük yaşta ilim tahsîline başladı. Din ve fen bilgilerinde mütehassıs oldu. Mânevî feyzlere kavuşmak arzusu ile yanıp tutuşuyordu. Tam bu sırada evliyânın ve Halvetî büyüklerinden Şeyh Habîb-i Karamânî hazretleri Amasya’ya gelmiş ve halkı irşâda, yetiştirmeğe başlamıştı. Her taraftan talebeler huzûruna koşuyordu. Bereketli sohbetleriyle talebelerin dünyâya meyilleri azalıyor, âhirete yöneliyorlardı. Aradığı rehberi bulmuştu!..
Şeyh Seyyidüddîn, aradığı mürşidi, yol göstericiyi bulmanın heyecanıyla dergâha koştu ve bu zâta candan bağlandı. Bu bağlılık ve muhabbeti sebebiyle kısa zamanda yüksek derecelere kavuştu. Habîb-i Karamânî hazretlerinin baş halîfesi oldu, sonra “Seydî Halîfe” unvânıyla anıldı.
Seydî Halîfe, hocasının vefâtından sonra onun yerine geçip, insanlara hak ve hakîkati anlattı. Allahü teâlânın dîninin emirlerini öğretip, yasaklarından sakındırmakla meşgûl oldu. Devamlı olarak haram ve şüphelilerden kaçınırdı. Hattâ nefsin istemediği şeyleri yaparak onu terbiye etmeye çalışırdı. Geceleri devamlı olarak ibâdet etmekle, namaz kılmakla ve gündüzleri oruç tutmakla meşgûl olurdu.
Kerâmetler sâhibi olan Seydî Halîfe’nin vefâtı ânında yanında bulunanlar şöyle anlatır: 
-Mübareğin rûhu bedenden ayrılmak üzere iken, Cennet-i âlâda kendi yüksek makâmını görüp, bir an evvel kavuşmak aşkı fazlalaştı. Allahü teâlâya; ‘Rûhumu hemen kabzedip, geciktirmeden beni o yüce makâmına ulaştır’ diye duâda bulundu. 

“Bana makâmımı gösterdiler”
Seydî Halîfe’ye gördüklerini sorduklarında; “Cennet-i âlâda hûrîler ve gılmânlar bana makâmımı gösterip, Allahü teâlânın benim için hazırladıklarına dâvet ettiler. Onun için o tarafa yöneldim” diye buyurdu ve rûhunu teslim etti...
Seydî Halîfe, Amasya’da Mehmed Paşa İmâretinin avlusunda, hocası Şeyh Habîb-i Karamânî’nin kabri yanına defnedildi...