Abdullah bin Mes’ud, Peygamber efendimizin müşaviri olup, her zaman Peygamberimizin huzuruna hatta evine girmeye izin verilmiş, eshâbın seçilmişlerinden, Cennetle müjdelenmişlerden idi. Hep Resûlullahın yanında bulunarak Kur’ân-ı kerîmi iyi öğrendiği gibi pek çok da hadîs-i şerîf dinlemiş, ezberlemiş ve nakletmiştir. Ebû Cehil’i o öldürdü!
İbni Mes’ûd hazretleri, cüssesinden umulmayan kahramanlıklar göstermiştir. Savaşlarda, Resûlullahın yanından ayrılmayıp, cansiperane bir şekilde savaşırdı. Bedir Savaşında, küfrü ve îmânsızlığı ile meşhûr ve Resûlullah efendimizin “Bu ümmetin Firavunu” buyurdukları Ebû Cehil’in başını o kesmiştir...
İbn-i Mes’ud, Hazreti Osman’ın hilâfetine kadar Kûfe’de kalıp, onun daveti üzerine Medine-i Münevvere’ye döndü. Altmış yaşları civarında hastalandı. Rüyasında Peygamber efendimizi görmüş, Resûlullah onu kendi tarafına davet etmiş, o da bu daveti büyük bir şevkle kabul etmişti. Bundan çok az bir zaman sonra da vefat etti. Bakî Mezarlığına defnolundu. 

“Bir isteğin var mıdır?”
Abdullah bin Zübeyr ve oğlu, techiz ve tekfin etmişler ve bütün vasiyyetlerini yerine getirmişlerdir. Cenaze namazını Hazreti Osman kıldırmış, Osman bin Mazun da kabre koymuştur.
Hastalandıkları zaman Hazreti Osman hususî olarak yanına gelip; 
-Allahü teâlâya kavuşma halin yakın; bir sıkıntın, şikâyetin, isteğin var mıdır? diye sordu. Cevâben; 
-Günahımdan şikâyet ediyorum, rahmet-i ilahiyyeyi isterim, dedi. 
-Bir tabib getirelim mi? deyince; 
-Hacet yok, beni hasta eden tabîbdir, cevâbını verdi. 

“Onlara Vâkıa’yı öğrettim”
Abdullah bin Mes’ud hazretlerinin kız evlâdı çoktu. Hazreti Osman’ın; 
-Kızlarınıza ne bıraktınız? Onların geçimleri dardır, demesi üzerine;
-Ben onlara Vâkıa’ sûresini öğrettim. Cenâb-ı Peygamberden bizzat işittim ki: “Her kim geceleri, akşamdan sonra, Vâkıa’ sûresini tilâvet ederse fakirliğe, darlığa düçâr olmaz” cevabını vermiştir...