Hicretin sekizinci senesi Cemaziyelevvelinde, Mûte Gazâsı vuku buldu. Resûl-i Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) 3000 kişiden müteşekkil bir kuvvet hazırlamış onu Zeyd bin Hârise’nin kumandasına vermişti.
Resûlullah efendimiz, mescidinde öğle namazını kıldırdıktan sonra oturdu. Eshâb-ı kirâm da oturdular. Peygamber efendimiz: 
“O da şehid olursa!..”
-Cihâda çıkacak olan şu insanlara, Zeyd bin Hârise’yi kumandan tayin ettim! Zeyd bin Hârise şehîd olursa, yerine Cafer bin Ebî Talib geçsin. Cafer bin Ebî Talib şehîd olursa, Abdullah bin Revâhâ geçsin. Hz. Abdullah bin Revâhâ da şehîd olursa, Müslümanlar aralarında münasip birini seçsin ve onu kendilerine kumandan yapsın! buyurdu. Bunun üzerine Eshâb-ı kirâm ağlamaya başladılar. 
-Yâ Resûlallah! Keşke sağ kalsalar da kendilerinden istifâde etseydik, dediler. Peygamber efendimiz cevap vermeyip sustular.
İslâm Ordusunun Başkumandanı Zeyd bin Hârise (radıyallahü anh) Peygamber efendimizin sancağını eline aldı. Vücudu, Rumların mızrakları ile delik deşik edilip, kanları saçılıncaya kadar çarpışmaktan geri durmadı ve en sonunda şehîd oldu. Sancağı Cafer bin Ebî Talib aldı. Zırhlı gömleğini giydi, atına bindi. Sancağı elinde olduğu halde ilerledi. Hz. Cafer, düşmanların ortalarına kadar dalmış bulunuyordu. Bir müddet sonra o da şehîd oldu. 
Hz. Cafer şehîd olunca, Ebül-Yüsr Ka’b bin Umeyr sancağı alıp, Hz. Abdullah bin Revâhâ’ya verdi... 
Hz. Abdullah bin Revâhâ çarpışırken parmağından yaralandı. Atından yere atladı. Yaralı parmağını ayağının altına koyup, 
çekip kopardı. 
Hz. Abdullah çarpıştıktan sonra dönüp atından indiği sırada, amcasının oğlu kendisine pişirilmiş et getirdi ve:
-Al, bunu ve de biraz güçlen, dedi. Hz. Abdullah bin Revâhâ üç günden beri bir şey yememişti. Etten bir defa ısırmıştı ki, o sırada, Müslümanların bulundukları köşede bir kargaşalık oldu. Bu durumu görünce: 

“Sen hâlâ dünyâdasın!”
-Sen hâlâ bu dünyâdasın. Dünyada yiyip-içmekle uğraşıyorsun, diyerek nefsini kınadı ve hemen elindeki eti bıraktı. Kılıcını sıyırıp tekrar savaşa girdi. Kahramanca çarpıştı. Bir ara düşman askerlerinden biri mızrağını Hz. Abdullah bin Revâhâ’ya nişan alarak fırlattı. Hz. Abdullah bin Revâhâ Müslümanlarla düşman safları arasında yere düştü. Çok arzu ettiği şehâdete kavuştu...