Bir gün Resûlullah Efendimiz, huzurlarına Abdullah bin Üneys radıyallahü anhı çağırdılar: -Yâ Abdullah! Hüzeli kabilesinin Lıhyanoğulları kolundan Halid bin Süfyan, bizimle çarpışmak üzere etrafına adamlar topluyormuş. Halid, şu sıralar ya Nahle’de veya Urene’dedir. Onu bertaraf ederek bir fitneyi daha baştan yok etmeliyiz...
Hazreti Abdullah, Sevgili Peygamberimiz kendisine bir vazife verdikleri için çok sevindi:
“Onu nasıl tanıyabilirim?”
-Başüstüne yâ Resûlallah! Derhal. Ancak onu nasıl tanıyabilirim?
-Halid bin Süfyan’ı gördüğün zaman şeytanı hatırlarsın. Ayrıca onu gördüğünde içinde bir ürperti ve korku hali doğacaktır.
-Pekalâ yâ Resûlallah. Ancak sizden bir hususta, müsaade istirham ediyorum. İcab ederse onu kandırmak için aleyhinize konuşabilir miyim?
Efendimizden, bu mevzuda istediğini söylemek için izin alan mübarek sahabi, kılıcını kuşanarak yola çıktı... 
Abdullah bin Üneys, Urene Ovası’nda, elinde asası ile azametle yürüyen birine rastladı. İşte o Allah düşmanı Halid idi. Ona şöyle dedi:
-İşittim ki Muhammed’in üzerine gitmek için adam topluyormuşsun; ben de size katılmak için geldim. Huzaalı Arablardanım. 
Abdullah bin Üneys’in Kâinat’ın Efendisi aleyhine söylediği sözler, Halid bin Süfyan’ı son derece memnun etmişti. Nihayet konuşa konuşa iblis suratlı adamın çadırına kadar geldiler. Buraya gelince ahmak İslâm düşmanının adamları dağıldılar. Halid, Hazreti Abdullah’ı bırakmadı. Nihayet gece olmuş; çadırdakiler uykuya varmış; onlar, hayli laflamışlardı. Kahraman sahabi, işte bu sırada bir punduna getirerek bedbahtın canını cehenneme yolladı ve kaçıp izini kaybettirdi. 
Abdullah bin Üneys hazretleri, onsekiz gün sonra Medine’ye döndü. Resûlullah’ı mescidde buldu. 

“Aramızda işaret olur!” 
Yiğit sahabi, olup bitenler hakkında tekmil verdi. Peygamberimiz, gayet memnun kaldılar ve O’nu alarak evlerine götürdüler ve kendi elleri ile bir âsâ hediye ettiler ve buyurdular ki:
-Bu asâyı sakla yâ Abdullah bin Üneys; cennette bunu kullanırsın. Bu sebeple aramızda işaret olur...
Abdullah bin Üneys radıyallahü anh vefat, edeceği zaman, bu hadiseyi nakletti ve:
-Bu mübarek asâyı kefenimin içine koyun, buyurduktan sonra da ruhunu teslim etti...