Abdullah-ı Dehlevî hazretleri, Hindistan evliyâsından ve Silsile-i aliyye denilen büyüklerden olup, seyyiddir. 1745 (H. 1158)’te Pencab’da doğdu. 1824 (H. 1240) senesinde Delhi’de vefât etti. Kabri Şâhcihân Câmii yakınındaki dergâhındadır. Sevenleri her zaman ziyâret edip, feyz almaktadır. HASTALAR ŞİFA BULURDU...
Abdullah-ı Dehlevî hazretlerine hasta sâhipleri gelir, hastalarının şifa bulması için duâ etmesini isterlerdi. O da, gelenleri boş çevirmez, sıhhate kavuşmaları için duâ buyururdu. Allahü teâlâ, böyle sevgili bir kulunun duâsını kabûl buyurduğu için, hasta ânında iyi olurdu.
O mübarek zatı üzenler yaptıklarının zararını görürlerdi. Hakîm Rükneddîn Han başvezir olunca, Abdullah-ı Deh-levî, sevdiklerinden birini bir iş için ona gönderdi. Rükneddîn Han ilgilenmedi. Abdullah-ı Dehlevî’nin kalbi kırıldı. Kısa bir süre sonra hiçbir sebep yok iken Rükneddîn Han azlolundu ve bir daha o yüksek makâma gelemedi... Başka bir seferinde Delhi vâlisine kalbi kırıldı ve o gün vâli azledildi. 
Mübârek dergâhlarının yakınında, Eshâb-ı kirâma düşman olan bir kadın vardı. Abdullah-ı Dehlevî’nin talebesi çok olduğundan dergâh küçük geliyordu. Bunun için genişletilmesi lâzımdı. Kadından, o yeri istediler, vermedi. Nihâyet Delhi’nin ileri gelenlerinden Hâkim Şerîf Hanı ona gönderdiler ve; 
“Eğer satıp, para almaktan utanıyorsan, kıymetini gizli olarak gönderelim. Siz, nezr, hediye gibi bir isimle bize verdiğinizi söyleyin” dediler. 

ÇİRKİN SÖZLER SÖYLEDİ!..
Allahın velî kullarına düşman olan bu kadın, Hâkim’in sözünü kabûl etmedi. Ayrıca Abdullah-ı Dehlevî hakkında, râfızîlerin âdetleri olduğu üzere çirkin, kaba sözler söyledi. Hâkim kalktı. Abdullah-ı Dehlevî’nin yanına geldi ve durumu anlattı. Abdullah-ı Dehlevî hazretleri ellerini açarak; 
“Yâ Rabbî, söylediklerini duydun!” dedi. Allah’ın takdîri ile o evde bulunanlardan bir çocuk hâriç, hepsi kısa zamanda öldü. Çocuk da hastalandı. Anladılar ki, yaptığımız kötü iş sebebiyledir. O çocuğu Abdullah-ı Deh- levî’nin huzuruna gönderdiler. O yeri de hediye ettiler...