Fransızlar, 1830 Temmuzunda Cezayir’i işgâl ederek ülkedeki üç yüz yıllık Türk idâresine son verdiler. Vehrân ve Müstefânem bölgelerindeki halk düşmana karşı ayaklanarak Şeyh Muhyiddîn’i kendilerine “Emir” seçtiler. Ancak o oğlu Abdülkâdir’i bu işe daha lâyık gördü ve Emirliği ona devretti... Fransızları bozguna uğrattı...
Emir Abdülkâdir, askerî bir lider olarak kendini kabûl ettirdi. Kuvvetli bir ordu kurarak Fransızları üst üste bozguna uğrattı. Bu zaferlerini siyâsî sâhada da sürdürerek birçok bölgeleri de bu yolla ele geçirdi. Fas Kralı Abdurrahmân’ı kendi tarafına çekmeyi başardı. Büyük bir güçle bütün Batı Cezâyir’e sâhib oldu... 
Fransızlar 26 Şubat 1834 antlaşmasıyla Abdülkâdir-i Cezayirî’nin Batı Cezayir üzerindeki otoritesini tanıdılar. Ancak ertesi yıl bölgedeki Fransız komutanı General Trezel, Emir’in kendisine bağlı saydığı aşîretleri himâyesi altına aldığını bildirdi. Amacı, mücâhidleri bölmek ve parçalamaktı. Onun bu kararı üzerine Abdülkâdir-i Cezâyirî tekrar harekete geçti. Makta’da yapılan çarpışmada Trezel Alayını müthiş bir bozguna uğrattı (1835). Ancak Abdülkâdir’in az fakat disiplinli ordusu karşısında üst üste mağlubiyetin ezikliği içerisindeki düşman çareyi; kadın, çocuk ve ihtiyarları zalimce katletmek, ekili araziyi yakıp yıkmak gibi yollarda buldu. Böylece yüz bini aşan Fransız ordusu yirmi bin kişilik ve dağınık vaziyetteki mücahidleri açlık ve sefalete düşürerek mağlub etmek gibi bayağı yollara başvuruyordu... 

Teslim olmak zorunda kaldı...
Onların bu şekildeki davranışları ve sinsi faaliyetleri, Emir Abdülkâdir’in ordusunda tefrika ve anlaşmazlıkların doğmasına sebeb oldu. Bu arada Fas Kralı Abdurrahmân da Fransızların şartlarını kabul ederek cihad meydanından çekildi. Bu durumda Emir Abdülkâdir General Lamoriciere’ye teslim olmak zorunda kaldı...
Beş yıl Fransa’da hapis kalan Abdülkadir Cezayirî, daha sonra Napolyon’un müsâadesiyle İstanbul’a gönderildi. Sultan Abdülmecîd Han’ın fevkalâde izzet ve ikrâmını gördü. Daha sonra Şam’da ömrünü ilim ve ibâdetle geçiren Emir Abdülkâdir 1883’te vefat etti. 
Vefatı anında Âl-i İmran suresini okuyordu. “Ey Resûlüm! Onlara de ki; Doğrusu fazilet ve ihsan Allahü teâlânın elindendir. Onu dilediği kimseye verir” mealindeki yetmişüçüncü ayet-i kerimeyi okurken ruhunu teslim etti. Muhyiddîn Arabî türbesine defnedildi.